•  
  •  

BMO Anayasa Değişiklik Teklifine İlişkin Ne Diyor? Neden?

16 Nisan 2017 günü yapılacak halk oylaması ile Türkiye geleceğini, nasıl yaşayacağını ve yönetileceğini belirleyecek. Oylamaya sunulan Anayasa değişiklik paketi, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçişi ve bağlı değişiklikleri öngörüyor.

Bilgisayar Mühendisleri Odası olarak, mesleki ve toplumsal sorumluluğumuz gereği paketin içeriğine dair kamuoyunu bilgilendirmek üzere çalışmalar yürütürken karşı karşıya kaldığımız soruları yanıtlama ve Anayasa paketini bir de Oda ve meslek alanı açısından değerlendirme ihtiyacı doğmuştur.

Oylamaya 9 gün kala, birbirimizi dinlemeye, anlamaya, tartışmaya ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde hazırlanan metni üyelerimizin ve kamuoyunun bilgilerine sunuyoruz.

BMO Anayasa Değişikliği Teklifi İle İlgili Neden Görüş Bildiriyor? Bildirmeli mi?

Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir ve Anayasa değişikliği ile ilgili olarak, tüm gerçek ve tüzel kişilerin görüş açıklama, kamuoyu oluşturma hakkı vardır. BMO için  ise, Anayasa değişikliği ile ilgili görüş açıklamak bir toplumsal sorumluluk ve Anayasal hak olmanın ötesinde Anayasal bir yükümlülüktür.
Anayasa’nın 108. Maddesi’nde yapılacak değişiklikle, Cumhurbaşkanı’na bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu’na, Birliğimiz TMMOB ve bağlı meslek örgütümüz BMO gibi kamu kurumu niteliğinde idari özerkliği olan yapılara idari soruşturma yetkisi verilmektedir. BMO’nun bu değişikliğe kayıtsız kalması mümkün değildir.

Laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasında yapılmak istenen değişikliğe ilişkin, tüm gerçek ve tüzel kişilerin görüş açıklama, kamuoyu oluşturma hakkı bulunduğu açıktır. Bilgisayar Mühendisleri Odası da yetkileri Anayasa ve yasalarla belirlenmiş bir tüzel kişilik olarak hem üyeleri hem de kamu karşısındaki sorumluluğu gereği üstüne düşen görevi yerine getirmek durumundadır. Temel hukuk normlarında da tanımlandığı üzere Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir ve bu yüzden Anayasaların oluşum/değişim süreçlerine başta demokratik kitle örgütleri olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin katılımı demokrasinin olmazsa olmazıdır.

Dahası Anayasa’nın “Cumhuriyet ve Temel Organları” başlıklı Üçüncü Kısmının, Yürütme başlıklı İkinci Bölümünde “Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları” olarak tanımlanan meslek örgütlerinin Anayasa değişikliği ile ilgili görüş açıklaması Anayasal hak olmanın ötesinde bir yükümlülük olarak değerlendirilmelidir. Ve yine 6235 sayılı TMMOB Kanunu’nda birliğimiz TMMOB’nin amaçlarından biri “…meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak;” olarak ifade edilmiştir.

Üyelerin ve meslektaşların mühendislik mesleğini icraları için gerekli bilimsel, özgür ve demokratik zemini ortadan kaldıran, Anayasa’nın 108. Maddesi’nde yapılacak değişiklikle Cumhurbaşkanı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu’na, kamu kurumu niteliğindeki yapılara idari soruşturma yetkisi veren ve böylelikle Odamızın ve birliğimiz TMMOB’nin anayasa ve yasayla güvence altına alınmış idari özerkliğini elinden alan ve bu kapsamda yetkilerinin, yapısının ve yürüteceği çalışmaların tek bir kişinin alacağı kararlara göre belirlenmesine zemin sağlayan bir düzenlemeye kayıtsız kalınması mümkün değildir.  


 Anayasa Değişikliği Teklifi Toplumun Bütün Kesimleri Sürece Dahil Edilerek mi Hazırlanmıştır?

Bugün, oylamamız beklenen  Anayasa değişikliğinin, Anayasa’da belirtilen demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde, kapsamlı bir tartışma ve bilgilendirme süreci işletilmeden topluma dayatıldığı görülmektedir.

Bir toplumsal uzlaşı metni olarak şekillenmesi gerekliliği ifade edilen anayasanın oluşturulma/değiştirilme sürecine ne yazık ki,  toplumun tüm kesimleri dahil edilmemiş, bilgilendirilmemiş ve derinlemesine tartışılmasına zemin oluşturulmamıştır. Ülkemiz;  demokratik katılım ve şeffaflık ilkeleri yok sayılarak, anayasal usuller dahi ihlal edilerek, Meclis’ten hızlıca geçirilen bir paketi oylamak durumunda bırakılmıştır.


 Anayasa Değişikliği Teklifine İlişkin Halk Oylaması  Nasıl Bir Ortamda Gerçekleşiyor?
Anayasa değişikliği teklifine ilişkin halk oylaması OHAL koşullarında, toplumsal kutuplaşmanın/ayrışmanın, şiddet ve baskının her alanda kendisini yoğun şekilde hissettirdiği, özgürlüklerin askıya alındığı bir dönemde gerçekleşmektedir.

Anayasa değişikliği teklifi yaklaşık sekiz aydır devam eden OHAL döneminde; farklı seslerin kendisini ifade şansı bulamadığı, medya organlarının ve derneklerin gerekçesiz kapatıldığı, onlarca gazetecinin ve muhalif insanın göz altına alındığı, tutuklandığı, protestoların şiddetle bastırıldığı, kamu çalışanlarının, akademisyenlerin KHK’larla bir gecede işlerinden atıldığı bir süreçte halk oyuna sunulacaktır.

Toplumsal ortaklaşmanın belgesi Anayasa ile ilgili değişikliklerin, en temel Anayasal hak ve özgürlüklerin dahi sınırlandırıldığı bir dönemde oylanması doğru değildir. Böylesi  dönemlerde yapılan; ülkenin yönetim biçimine ilişkin topyekûn bir dönüşüm içeren değişikliklerin sonrasında, fatura toplumsal barış için oldukça ağır olmakta ve geri dönüş mümkün olmamaktadır, tarihteki örnekler bunu açıkça göstermektedir.

Anayasa Değişikliği Teklifine Onay Vermemizi Bekleyenlerin Meslek Alanımıza Yönelik Dönem Karnesi Nasıl?

Ülkenin en gerçek ve ciddi sorunu buymuş gibi anayasa değişikliğini önümüze getirenlerin dönemini kendi açımızdan değerlendirdiğimizde; ülkenin bilgisayar ve teknik eleman ihtiyacı göz önüne alınmadan, akademik kadro ve alt yapı desteği düşünülmeden, plansız ve kontrolsüz açılan üniversite ve bölümlerle her geçen gün bilgisayar mühendisi mezun sayısı artmıştır. Bugün toplam 110 farklı üniversitede, farklı program başlıkları altında mezun olan meslektaşlarımızın sayısı yaklaşık 10.000’i bulmaktadır. Buna rağmen kamuda merkezi atamayla ve/veya sözleşmeli olarak istihdam edilenlerin sayısı mezun sayısının %10’u değildir. Bu durum özel sektör ve akademide de değişmemektedir. Meslek alanımızın en büyük problemlerinden biri olan işsizlik, en fazla yeni mezun, genç meslektaşlarımız arasında görülmektedir. Mesleğe daha adımını atar atmaz bu sorunla karşılaşan meslektaşlarımızın sorunları işe girdikten sonra da artarak devam etmektedir. Güvencesizlik, artan mezun sayısı, ilk okuldan üniversiteye kadar eğitim ve teknik eleman ve mühendis kavramlarının içinin boşaltılmaya çalışılması beraberinde sömürü ve çalışma koşullarının ağırlaşmasını doğurmuştur. Hafta sonu da devam eden, karşılığı ödenmeyen fazla mesailer,  düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve mesleğin vasıfsızlaştırılması can yakıcı biçimde meslektaşlarımızı etkilemektedir.   Artan iş kazaları ve ölümler, KHK’larla işlerinden, geleceklerinden ve hatta bazen yaşam haklarından olan insanlar, çalışma koşullarındaki gelinen dehşet verici noktayı işaret etmektedir. Bu problemlerin çözülmesi değil,  daha da büyümesi yönünde atılan adımların yanında meslek alanına dair yaşadıklarımızın en çarpıcı örnekleri şu başlıklarda sıralanabilir:

 2014 Şubat ayında İnternet sansürünü daha da derinleştirecek ve İnternet’in denetimini kurumsallaştıracak 5651 sayılı kanunda değişiklik kabul edilmiştir.

İnternet üzerinde pek çok sansür düzenlemesi içeren, ülkeyi yönetenlere geniş ve muğlak yetkiler tanıyan değişiklikler; servis sağlayıcı firmalara her kullanıcının İnternet’teki faaliyetini kayıt altına alarak iki yıl saklama mecburiyeti; servis sağlayıcı yurt dışındaysa dahi erişimin engellenebilmesini şeklinde kısıtlamaları içermektedir. 5651 No’lu yasada yapılan bu değişikliklerle “hukuk devleti” ilkesinden daha da uzaklaşılmış ve  “sansür ve izleme”  sanal ortamın bir parçası haline getirilmiştir.

 

Yaşanan İnternet kesintileri ve uygulanan sansür politikaları nedeniyle toplumun bilgiye erişim hakkı sürekli olarak ihlal edilmiştir.

İletişim kurma, haber alma ve bilgi paylaşma özgürlüğü bir haktır ve yine Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Buna karşın bu hak İnternet erişim engelleriyle sürekli olarak ihlal edilmektedir. Önceki dönemlerde yaşanan sansür uygulamalarının ve erişim yasaklarının yanı sıra 11 Eylül 2016 ve 26 Ekim 2016 tarihlerinde doğu ve güneydoğu illerinde mahkeme kararı olmaksızın hukuksuz ve gerekçesiz olarak yapılan İnternet kesintileri gündelik yaşamı oldukça olumsuz etkilemiş, hastaneler ve bankalar hizmet verememiş , pos cihazları kullanılamamış toplum mağdur edilmiştir.

 

Sosyal medya platformları takibe alınmış, pek çok paylaşım ve tweet mahkeme kararıyla kaldırılmış ya da engellenmiştir.

İnternet üzerindeki denetim sadece kesintilerle sınırlı kalmamış yaygın kullanılan sosyal medya platformları devlet tarafından takip edilip birçok paylaşım ve tweet mahkeme kararıyla kaldırılmış ya da engellenmiştir.


İnternet’e erişime yönelik engellemeleri aşmak için kullanılan VPN sitelerine erişimler de engellenmiştir.

İnternet’in ne denli yoğun bir gözetim altında olduğunu görmek için vatandaşların yurt içinde VPN(virtual private networking) kullanımına bakmak dahi yeterlidir. Bilişim alanıyla ilgili olsun olmasın bugün toplumun her kesiminden birçok yurttaşımız özgürce İnternet’e erişebilmek için VPN kullanmaktadır. Ancak VPN kullanımı da bir tehdit olarak görülmüş ve VPN sitelerine erişim de engellenmiştir.


2016 Ekim ayında basın-yayın kuruluşları ve web sitelerine yönelik sansür Google Drive, OneDrive, Dropbox, Archive.org ve GitHub gibi yaygın kullanılan servislere kadar genişlemiştir.

Yazılım geliştirme faaliyeti yürüten kişi ve firmaların yaygın olarak kullandığı, açık kaynak ve/veya gizli olarak kendi yazılımlarının kaynak kodlarını sakladıkları, versiyonladıkları, karşılıklı kodlarını inceleyebildikleri uluslararası ağ ve platformlara erişim de dünya üzerinde eşi az görünür bir biçimde hukuksuzca engellenmiştir. Bu platformlara getirilen erişim engeli nedeniyle Türkiye’de bu hizmetleri kullanan vatandaşlar, mühendisler, kamu ve özel kurumlar web üzerinde sakladıkları arşivlerine, dosyalarına erişememişlerdir. İçlerinde turkiye.gov.tr’nin de dahil olduğu kurumlara, devlet ve özel bankalara, belediyelere, bakanlıklara ait sitelerin ve mobil uygulamaların çoğunun bu platformlarda yayınlanmış olan yazılımları kullandığı bilinmesine karşın gerçekleştirilen bu yasak yalnız yazılım faaliyeti yürüten yapıları değil bu hizmetleri kullanan vatandaşları da olumsuz olarak etkilemiştir.


Kış saati uygulaması kararı alınırken yaşamsal öneme sahip bilgi sistemleri gereğince dikkate alınmamış, yeterli alt yapı hazırlığı yapılmamıştır.

Kış saati uygulamasını yeterli alt yapı hazırlığı yapmadan kaldırarak yine yalnızca sistemleri kuran ve tasarlayan biz bilgisayar mühendislerini değil, bu sistemleri geliştiren kurumları, firmalar ile bu sistemleri kullanan  tüm vatandaşları mağdur etmiştir. Sistemlerdeki saat çakışmaları hala devam etmektedir. Gündelik hayatı böylesine etkileyecek bir uygulamada dahi halkın ve bu alanda uzman kişilerin, meslek odalarının, demokratik kitle örgütlerinin görüşü alınmamış, demokratik kanallar işletilmemiştir. İlkokul çağındaki çocuklar ve çalışanlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimleri karanlıkta güne başlamaya mahkum edilmiştir.


Yaklaşık 50 milyon kişinin kimlik bilgilerinden ev adreslerine kadar mahremiyet kapsamındaki birçok veri bir anda internet üzerinden erişilebilir olmuştur.

Kişisel verilerin mahremiyeti anayasal güvence altında olmasına rağmen, verilerimizin seçmen listeleri üzerinden sızdırıldığı ortaya çıkmış ve verilerimizi korumakla yükümlü olanlar, tutarsız ve ciddiyetten uzak bir tavırla bu durumu örtbas etmeye çalışmışlardır. Dünya çapındaki en büyük kişisel veri sızıntısı olarak değerlendirilebilecek bu olay sonrasında benzeri olayların yaşanmaması için hiçbir önlem alınmamış, sorunun tüm paydaşlarıyla demokratik, katılımcı bir zeminde çözümü ve tekrarlanmaması için hazırlanması gereken yönetmelikler/yönergeler hala oluşturulmamıştır. Kişisel verilerimizin korun(ama)ması, doğrudan meslek alanımıza giren ve tüm toplumun mağduriyetine sebep olan bir sorun olarak karşımıza çıkmıştır.


BMO Anayasa Değişiklik Teklifi İçin Ne Diyor?
Mevcut anayasa ile kişi hak ve hürriyetlerine bugün bile yukarıda sıraladığımız müdahaleler mümkünken, yasama, yürütme ve yargı organlarının yetkilerinin tek elde toplandığı bir anayasa değişikliğinde bu özgürlüklerin nasıl bir geleceğin beklediğini tahmin etmek zor değildir.

Anayasa değişikliği paketi, gerek oluşum süreci, gerek içeriği açısından bir toplumsal uzlaşı metni olarak tasarlanmamış ve şekillenmemiştir.

Paket, toplumdan yalıtık bir şekilde hazırlanmış, OHAL döneminde, demokrasi ve özgürlüklerin askıya alındığı koşullarda halk oyuna sunulmuştur.

Pakette,  toplumun işsizlik, açlık, yoksulluk sorunları; sosyal güvence, demokrasi, mutlu ve huzurlu yaşam talepleri görmezden gelinmektedir.

Meslek alanlarımızda istihdamın genişletilmesi ve geliştirilmesi için hiçbir çözüm önerisi içerilmemektedir.

Odamız  gibi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının özerk yapısını ortadan kaldıracak boyutlara sahiptir.

Meclis fiilen işlevsiz hale getirilmekte, denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmakta, bir anayasanın olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığı terk edilerek, yasama, yargı, yürütme yetkileri tek elde toplanmaktadır.

Özetle bu paketle bizden oylamamız beklenen bir anayasa değişikliği değil, Cumhuriyet’in tarihsel birikiminin ve parlamenter sistemin terk edilmesi ve ülkenin geleceğinin tek bir kişinin iradesine teslim edilmesidir.

Tam da bu nedenlerle BMO olarak diyoruz ki;

Mühendislik mesleği ancak ve ancak bilimin ve aklın temel alındığı, geçmişin değil geleceğin hedeflendiği, laik ve demokratik bir ülkede gelişebilir.

Mesleğimizin icrası için gerekli bilimsel, özgür ve demokratik koşulları bütünüyle ortadan kaldıracak böyle bir düzenlemeye onay vermemiz mümkün değildir.

Biz bilimi ve tekniği halkın hizmetine sunmak için yola çıkmış Bilgisayar Mühendisleri olarak oylarımıza sunulan Anayasa değişiklik teklifine HAYIR demeyi meslek etiğimizin, kamusal ve toplumsal varlığımızın gereği; özelde mesleğimize ve meslektaşlarımıza, genelde ise ülkemize, halkımıza ve yarınımız olan çocuklara karşı sorumluluğumuz/borcumuz olarak görüyoruz.

Bilgisayar Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu