BİSAM’ın “Dijital Dönüşüm İşçileri Nasıl Etkiliyor? Raporu” Kamuoyuna Duyuruldu

Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) tarafından hazırlanan ve dijital dönüşümün metal işçileri üzerindeki etkilerini ele alan araştırmanın sonuçları 30 Temmuz 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

Basın toplantısına BMO 8. Dönem Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet YAZICI’nın yanısıra, Makine Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yunus YENER, Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ezgi KILIÇ, Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan ATAR, DİSK ve TMMOB Şube yöneticileri de katıldı.

Toplantının açış konuşmasını yapan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan ATAR, sendikal hareketin dijital dönüşümle ilgili etkili politikalar üretmemesi durumunda sürecin işverenlerden yana, işçilerin aleyhine ilerleyeceğini belirtti. Bu konuda sendikalara önemli görevler düştüğünü vurgulayan ATAR, “Bu araştırma gösteriyor ki işçilerin bizden ilk istediği şey şu: hangi verimizin toplandığını öğrenin, bize açıkça anlatın. İşçinin kendisi hakkında hangi verinin toplandığını ve kendisini değerlendiren sistemin hangi ölçüye göre karar verdiğini bilme hakkı var. Bu hakkı toplu iş sözleşmelerinde tanıtmak zorundayız. Bunun yanında işyerlerindeki bu sistemleri görünür kılmak sendikal eğitim ve bilgilendirme çalışmalarımızın düzenli bir parçası olacak. Çünkü kimse tanımadığı bir sisteme itiraz edemez.” dedi.

Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan ATAR’ın ardından söz alan BMO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet YAZICI ise, herkesin akıllı telefonlar ve diğer araçlar yoluyla izlendiğine, verilerinin toplandığına ve bu verilerin bir yerlere aktarıldığına dikkat çekerek, “Ama hiçbirimiz, bu verilerin nasıl işlendiğini, nasıl kullandığını bilmiyor.” dedi. YAZICI, dijital gözetimle ilgili çalışmaların artması ve dijital gözetimin işçi sınıfı üzerindeki olumsuz etkilerine karşı kolektif bir mücadele yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Mehmet YAZICI’nın konuşmasının ardından söz alan Makine Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yunus YENER emek cephesinin sürece aktif katılım sağlaması gerektiğini belirterek “Teknolojinin mağduru değil, teknolojiyi kullanan ve kendi aracı haline getiren bir noktaya gelmemiz çok önemli. Bu çalışma buna önemli bir katkı sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Konuşmaların ardından araştırmayı yapan Prof. Dr. Serkan ÖNGEL bir sunum yaptı ve araştırmasının bulgularını paylaştı. Soru-cevap ve katkı konuşmaları sonrasında toplantı sona erdi.

Rapora buradan erişebilirsiniz: Metal İş Kolunda Dijital Gözetim ve Algoritmik Yönetim Araştırma Raporu

Araştırmanın basın bülteni şöyle:
Dijital gözetim yaygınlaşıyor:
İşçi, hangi verisinin toplandığını bilmek istiyor

Dijital takip ve tempo, her üç metal işçisinden birinde aşırı zihinsel yorgunluk yaratıyor

Birleşik Metal-İş’in 109 işyerinde 673 metal işçisiyle yürüttüğü araştırma, dijital izleme sistemlerinin metal işkolunda yaygınlaştığını, buna karşılık işçilerin yüzde 57’sinin kendisini değerlendiren sistemin hangi ölçütlere göre karar verdiğini bilmediğini ortaya koydu. İşçinin ilk talebi şeffaflık: hangi verilerinin toplandığının tespit edilmesi ve kendisine açıkça anlatılması.
Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), metal işkolunda dijital gözetim ve algoritmik yönetimin çalışma koşulları üzerindeki etkilerini inceleyen saha araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Prof. Dr. Ferit Serkan ÖNGEL tarafından yürütülen ve raporlaştırılan araştırmaya, sendikanın on şubesine bağlı 109 işyerinde çalışan 673 metal işçisi katıldı. Örneklem, ana metalden otomotive ve beyaz eşyaya kadar işkolunun beş ana sektörünü kapsıyor.

Araştırma, işyerlerinde kurulu teknolojinin teknik bir dökümünü vermiyor. İşçilerin bu sistemleri nasıl deneyimlediğini ölçüyor. İşçilerin en sık karşılaştığı sistemler giriş-çıkış altyapısına dayanıyor: turnike ve kart okuyucuları yüzde 49, tezgâh ekranları yüzde 35, personel devam takip sistemleri yüzde 31. İşçiyi doğrudan ve bireysel olarak değerlendiren sistemler ise daha sınırlı: kameralı takip yüzde 16, tablet üzerinden iş emri takibi yüzde 15, performans puanlaması yüzde 14.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği, denetim aracına dönüşüyor
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) gerekçesiyle kurulan sistemlerin bir kesim işçi tarafından güvenlik değil, denetim olarak deneyimlenmesi. İşçilerin yüzde 32’si hız baskısı yüzünden İSİG kurallarını zaman zaman ihlal etmek zorunda kaldığını, yüzde 23’ü sürekli izlenmenin dikkatini dağıtarak kaza riskini artırdığını, yüzde 21’i ise “işçi sağlığı ve iş güvenliği” adı altında aslında ne kadar çalıştıklarının denetlendiğini belirtiyor. İşçilerin üçte biri (yüzde 34) mevcut tempo ve dijital takibin gün sonunda aşırı zihinsel yorgunluk yarattığını, yüzde 29’u sürekli izlendiğini hissetmenin kendisini strese soktuğunu ifade ediyor.

Performans ölçümünün sonuçları da somut: performans puanı verildiğini belirten işçilerin çoğunluğu (176 işçiden 106’sı) puanların maaşı, primi veya işte kalma durumunu en azından kısmen etkilediğini söylüyor.

Sistem sayısı değil, bireyselleştirme ve görünürlük
Araştırmanın metodolojik açıdan en özgün sonucu, yaygın bir varsayımı doğrulamaması. Bir işyerinde ne kadar çok dijital sistem varsa baskının da o kadar artacağı beklenirken, veriler sistem sayısı ile baskı düzeyi arasında kayda değer bir ilişki bulunmadığını gösteriyor: tek sistemle takip edildiğini söyleyen işçiler ile dört ve daha fazla sistem işaretleyenlerin deneyim düzeyleri neredeyse aynı (beşli ölçekte 2,41 ve 2,55).

Fark yaratan, sistemin türü. İşçiyi diğerlerinden ayırıp tek başına hedef alan sistemler (tablet üzerinden iş emri takibi ve kameralı izleme) baskı düzeyiyle belirgin biçimde ilişkili. Buna karşılık turnike ve personel devam takip sistemi gibi herkes için ortak olan altyapı sistemleri, işçinin deneyiminde hemen hiçbir fark yaratmıyor. Rapor bu tabloyu şöyle özetliyor: dijital baskının kaynağı gözetimin kendisi değil, gözetimin bireyselleştirilmesidir.

Baskıyı açıklayan en güçlü etken ise görünürlük. Kendisini değerlendiren sistemin nasıl karar verdiğini bildiğini söyleyen işçiler, bilmediğini söyleyenlerden belirgin biçimde daha yüksek düzeyde baskı bildiriyor; sistemi tanımak, onun ağırlığını da görünür kılıyor. Bu, araştırmada saptanan en güçlü ilişki. Aynı örüntü işyeri düzeyinde de karşımıza çıkıyor: aynı fabrikada çalışan işçiler, kendilerini hangi sistemlerin takip ettiği konusunda büyük ölçüde farklı yanıtlar veriyor. Turnike, personel devam takip sistemi ve tezgâh ekranları için bu ayrışma yaygın.

İşçinin talebi: şeffaflık
Analiz, işçilerin üç gruba ayrıldığını gösteriyor: baskıyı düşük düzeyde yaşayanlar (yüzde 49), yalnızca İSİG-denetim boyutunda yükselen orta grup (yüzde 28) ve her üç boyutta yüksek düzey bildirenler (yüzde 23). Deneyim arttıkça beklentiler somutlaşıyor. Deneyimli işçiler arasında sendikanın ne yapması gerektiği konusunda “fikrim yok” diyenlerin oranı sadece yüzde 10 iken deneyimsiz işçilerde bu oran yüzde %35’e çıkıyor. Buna karşın deneyim arttıkça verilerin işten atılma gerekçesi yapılmasının engellenmesi talebi yüzde 41’den yüzde 58’e çıkıyor.

Bütün gruplarda açık ara öne çıkan tek bir talep var: hangi verilerin toplandığının tespit edilmesi ve işçiye açıkça anlatılması. Bu talep, dijital baskıyı en az yaşayan grupta dahi yüzde 61, en yoğun yaşayan grupta yüzde 69 düzeyinde. Yani işçi, bu sistemlerden ister çok etkilensin ister az, her şeyden önce şeffaflık istiyor.

Rapor, bulgulardan hareketle üç sendikal politika başlığı öneriyor: işçinin kendisi hakkında toplanan veriyi ve değerlendirme ölçütlerini bilme hakkının toplu iş sözleşmelerinde tanınması, işyerlerindeki dijital sistemlerin sendikal eğitim ve bilgilendirme yoluyla görünür kılınması ve sistemlerin belirlediği tempo ile performans ölçütlerinin her işçinin tek başına karşılaştığı verili gerçekler olmaktan çıkarılıp toplu pazarlığın konusu haline getirilmesi.

© 2026 TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası